‘türk’ olarak etiketlenmiş yazılar

500 Kişi Arasında 10 Türk

Salı, 30 Nisan 2013

BD’de yayımlanan Foreign Policy dergisi, hazırladığı ”dünyanın en etkili 500 kişisi” listesineTürkiye’den, aralarında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu 9 ismi dahil etti. Listede Muhtar Kent de girdi ve Türk sayısı 10 oldu. Dergi, başka kurum ve yayın organlarınca hazırlanan benzer listelerden de yararlanarakderlediği dünyadaki en etkili 500 kişiyi, “Güç Haritası” başlığı altında listeledi.

Listede, politikadan finans dünyasına, medya sektöründen enerjiye, savaş endüstrisinden dine kadar, “dünyada etkili konuma sahip” çeşitli alanlarda söz sahibi belli başlı kişiler yer alıyor

-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,

-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,

-Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,

-Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz,

-Maliye Bakanı Mehmet Şimşek,

-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,

-MİT Müsteşarı Hakan Fidan,

-Fethullah Gülen,

-Fener Rum Patriği Bartholomeos

Listeye ABD’den giren isimler arasında Coca-Cola’nın CEO’su Türk yönetici Muhtar Kent de yer alıyor.

Bakan Davutoğlu bombaların yağdığı Gazze’de !

Salı, 20 Kasım 2012

Dişişleri bakanı ahmet davurtoğlu, arap birliği genel sekreteri nebil el arabi başkanlığındaki arap dışişleri bakanlarından oluşan heyetle Gazze ye girdi. Gazze yi ziyaret eden, ilk üst düzey Türk yetkilisi olarak tarihe geçen Davutoğlu ile arap bakanları sınır kapısında Filistili yetkililer karşıladı.

ABD Türk kızını konusuyor..

Çarşamba, 15 Ağustos 2012

ABD’de kendisinden 50 yaş büyük otomotiv bayisi, aynı zamanda patronu olan sevgilisinin vefatı sonrasında işinden kovulan Emel Dilek’in New York’ta açtığı tazminat davası yargıcı bile şaşırttı.
Hürriyet’in haberine göre, ABD’nin Connecticut eyaletinde zenginlerin yaşadığı Greenwich kasabasındaki Mercedes bayisinin sahiplerinden Ronald (Ron) Pecunies ile birlikte yaşarken bu firmada 120 bin dolar yıllık maaşla “İş Geliştirme ve Pazarlama Müdürü” olarak işe başlayan 35 yaşındaki Dilek, evli sevgilisi Pecunies’in pankreas kanserine yakalanıp vefat etmesi sonrasında işinden kovuldu.

Dilek, federal mahkemede açtığı tazminat davasında, 2005 yılında işe başladığı şirketten 2007′de hayatını kaybeden Pecunies’in ölümünden iki yıl sonra kovulduğunu belirterek, çalışma kontratına saygı gösterilmediğini iddia ediyordu.
12 yıl önce firmadaki hisselerinin yüzde 25’ini Pecunies’e satarak yanına ortak alan Arthur Watson, genç kadına karşı dava açarak Dilek’in tek işinin firmanın kredi kartını kullanarak mülki hırsızlık yapıp tüm zamanını Manhattan’da alışverişle geçirmek olduğunu öne sürdü.

TEK İŞİ RON’LA YATMAKTI

Dilek’in davasında, sevgilisinin eski ortağı Arthur Watson ile yargıç arasında aşağıdaki ilginç diyaloglar yaşandı:

Yargıç: Dilek’in görevi neydi ve neden işten çıkardınız?

Watson: Onun normal gündelik işi Ron ile yatmaktı. Onun işten kovmamın tek nedeni, eski ortağımın sevgilisinin ya da affedersiniz nişanlısının benim için çalışmasını istemememdi.

Yargıç: Dilek’in firmaya ait kredi kartlarını kullandığını ne zaman fark ettiniz?

Watson: İşe başlar başlamaz. 2005’ten beri.

Yargıç: Yani Emel Hanım 2005’ten bu yana bu firmadan maaş almasına rağmen hiç iş yapmadı mı?

Watson: İş yaptığına inanmıyorum.

Yargıç: Peki yapması gerekenler, iş yükümlüklerinin ne olduğunu hatırlıyor musunuz?

Watson: Evet, hatırlıyorum. Yaptığı şey Ron ile yatmaktı.

Yargıç: Buna rağmen maaş ödemeye devam mı ettiniz?

Watson: Ne yapabilirdim ki, Ron’un sevgilisiydi.

Yargıç: Ne kadar maaş aldığını biliyor muydunuz?

Watson: Hayır, Ron’un sevgilisiydi, karışamazdım, bilmiyordum.

Yargıç: Dilek’e hiç mektuplu bir uyarıda bulundunuz mu?

Watson: Hayır. Ron ile çıkıyordu. Onun sevgilisiydi.

Yargıç: Eşiniz Diana, firmanızda hiç çalıştı mı?

Watson: Hayır hiç çalışmadı.

Yargıç: Peki hiç firmanızdan maaş çeki aldı mı?

Watson: Evet, aldı. Benim eşim olduğu için.

Yargıç: Eşiniz Diana firmaya ait kredi kartları kullandı mı? Bunları kim ödedi?

Watson: Evet ödedi. Bunları ben ödedim.

“FİLM OLUR”

Manhattan’daki Federal mahkemede davaya bakan Paul Oetken, yaşanan bu diyaloglardan sonra Dilek’e hak vererek davaya devam edilmesine karar verdi. Yargıç, “Bu kontratın durum ve şartları ender rastlanır olmasına rağmen hakikaten bir TV filmi olmaya layık” yorumu yaptı.

Dilek aleyhine açılan karşı davayı da geri çeviren yargıç Oetken, “Bu maaş gönüllü olarak ödenmiş. Bu kadının işyerindeki yokluğu, zayıf iş performansı ve Pecunies ile olan ilişkisi açık olarak zaten sergileniyormuş. Mecazi anlamda belki otoyol hırsızlığı yaparak kendisini kurtarıyor, ancak mülki bir hırsızlık yapmamış” ifadelerini kullanarak, genç kadına yüklü bir tazminat kazanacağının da erken sinyalini verdi.

New York sosyetesinin tanınmış yüzlerinden biri olan Dilek’in Alman asıllı sevgilisi Ronald Pecunies ile olan ilişkisi sonrasında birlikte yaşadıkları Central Park manzaralı daireyi boşaltmak şartı ile de 1.7 milyon dolar aldığı da New York gazeteleri tarafından yazılmıştı.

TV’de devrim yapacak buluş

Cuma, 03 Ağustos 2012

Avrupa Birliği (AB) Çerçeve Programı kapsamında, 3 boyutlu Holografik TV Projesi’ni yürüten Türk bilim adamları, holografik video görüntüsünü uzaya yansıtmayı başardı.
”Hayalet görüntü” de denilen yeşil renkteki koşan at görüntüsü, değişik açılardan izlenebiliyor ve görmek için özel gözlük gerekmiyor.

AA muhabirine bilgi veren Proje Koordinatörü Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Onural, pek çok ülkeden araştırmacının, üç boyutlu holografik TV projesinde, senaryodan çekime, kameralardan ekran boyutuna uzanan bir dizi çalışma yürüttüğünü anlattı.

1850′lerden beri özel gözlüklerle izlenebilen, stereoskopik yöntemlerle 3 boyutlu filmlerin çekildiğini, hatta 1950′li yıllarda bu tür filmlerin çok popüler olduğunu ifade eden Onural, o dönemde yapılan 3 boyutlu çekimlerin, teknik sorunlar nedeniyle seyircilerde deniz tutmasına benzer bir his yarattığını belirtti.

Onural, geliştirilen yeni sayısal teknolojilerle bu tür hataların büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını söyledi.

Holografik teknolojiyle bir ortamdaki ışığı tüm özellikleri ile kaydedip elektronik ve optik yöntemlerle tekrar oluşturarak ”hayalet” gibi görüntülerin elde edilebileceğine dikkati çeken Onural, teknolojideki tüm gelişmelere rağmen, ışık yardımıyla bu tür sonuçlar çıkarmanın zor olduğunu vurguladı.

”Işık heykeltraşlığı yaptık”

Ekiplerinin hareketli, 3 boyutlu görüntülerin elde edilmesine yönelik holografik TV çalışmalarını tüm hızıyla sürdürdüğünü ifade eden Onural, önemli sonuçlara ulaştıklarını bildirdi.

Bir anlamda ışık heykeltraşlığı yaparak uzay boşluğunda koşan at görüntüsünü oluşturduklarını dile getiren Onural, bu görüntünün, dünyada üç boyutlu holografik görüntülerden en başarılısı ve yeni bir teknoloji kullanılan biçimi olduğunu söyledi.

Görüntünün çevresinde dolaşılabileceğini, laboratuvardaki prototipte 25 derecelik bir açıyla izlemenin mümkün olduğunu dile getiren Onural, bunun kolaylıkla 360 dereceye çıkarılabileceğini söyledi.

Holografik televizyonların piyasadaki üç boyutlu stereoskopik televizyonlardan çok farklı olacağını kaydeden Onural, holografi teknolojisinde üç boyutlu görüntüleri görmek için gözlük gerekmediğini, görüntüleri normal boyutlarıyla ve renkleriyle izlenebildiğini anlattı.

”Holografik olarak uzaya yazılmış en iyi örneklerden biri”

Onural, projede geliştirdikleri koşan at görüntüsünün, gerçek anlamda holografik olarak uzaya yazılmış en iyi örneklerden biri olduğunu belirtti.

Levent Onural, ”Daha önce böyle bir görüntünün örneklerini görmedik. Adı holografik olduğu iddia edilen ama anladığımız manada holografik olmayan bazı görüntüler var. Bu sebeple bu gerçek holografik video görüntünün önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Koşan atın üç boyutlu bilgisayar grafiği ile oluşturulduğunu kaydeden Onural, kullanılan teknolojiyi şöyle anlattı:

”Bu son derece karmaşık bir sistem. Kabaca, her biri yüksek görüntülü televizyon çözünürlüğünde ışık modülatörü dediğimiz cihazlardan dokuz adet kullanarak prototipi oluşturduk. Bu modülatörler birkaç mikron büyüklüğündeki ayna dizilerinden oluşmakta.

Bunların her birinde 2 milyon tane küçük aynacık var ve bu küçük aynacıklar üzerlerine düşen ışığı elektronik kontrol altında modüle ediyor. Böylece, uzayda kontrol edebildiğimiz bir ışık oluşturuyorlar. O ışık da koşan bir ata karşılık geldiğinde çıplak gözle bakanlar da bunu görüyorlar.”

Metodun ”ışığı uzaya yazma metodu” olduğunu vurgulayan Onural, ”Projemizin çıktıları bizi çok sevindirdi. Bilim dünyasında da ses getirdi. Pek çok makalemiz yayımlandı. Bu arada dünyanın büyük televizyon ve elektronik şirketleri de bu sistemimizi biliyorlar ve bu sistemleri izliyorlar” dedi.

Holografik televizyonun ticarileşmesi için henüz erken olduğunu dile getiren Levent Onural, ”Fakat önümüzdeki 3-4 yıl içinde normal boylarda ve bildiğimiz renkleriyle gerçek üç boyutlu holografik televizyonun ilk prototipini üretebileceğimiz kanısındayız. Bunun örneklerini gösterdiğimiz takdirde bir ticari versiyon evlerimize 5 yıl sonra girebilir” diye konuştu.

Prof. Dr. Onural, görüntüyle ilgili bilimsel makalelerin uluslararası pek çok dergide yayımlanarak bilim dünyasına duyurulduğunu da sözlerine ekledi.

Halep’te iki Türk gazeteci alıkonuldu

Perşembe, 02 Ağustos 2012

Şiddetli çatışmaların sürdüğü Suriye’nin Halep şehrinde, iki Türk gazetecinin Demokratik Birlik Partisi (PYD) üyesi bir grup tarafından alıkonulduğu bildirildi.
Suriye’nin kuzeyinde yönetimi ele geçirmesiyle gündeme gelen PKK terör örgütü çizgisindeki Demokratik Birlik Partisi (PYD) üyesi bir grubun iki Türk gazeteciyi alıkoyduğu bildirildi.

Şiddet olaylarını takip etmek üzere Halep’e bağlı Afrin kentine giden Türk gazeteciler, sabah saatlerinde PYD üyesi oldukları belirtilen bir grup tarafından yolları kesilerek alıkonuldu.

Kendilerini alıkoyan grup tarafından Borçhayder köyünde Muhtar Ahmet Hacıali’ye teslim edilen iki gazeteci, akşam saatlerine kadar burada tutuldu.

Saat 18.45′te köyden alınarak bir araca bindirilen iki gazeteci, bilinmeyen bir istikamete doğru götürüldü.

Gazetecilerin durumlarının iyi olduğu bildirilirken, Dışişleri Bakanlığı kaynakları, gazetecilerin serbest bırakılması için gerekli girişimleri başlattığını kaydetti.

Türk-Yunan hududuna 1.800 muhafız

Salı, 31 Temmuz 2012

Yunanistan, Suriye’deki olaylar nedeniyle kaçak göçmen akınına uğraması ihtimaline karşı 1,800 sınır muhafızını Meriç’teki Türk-Yunan hududuna gönderiyor.
Yunanistan, Türkiye üzerinden gelebilecek Suriyeli mülteci akınına karşı sınırdaki muhafız sayısını 600′den 1800′e çıkarma kararı aldı.

Yunanistan Başbakanı Andonis Samaras ile görüşen Kamu Düzeni Bakanı Nikos Dendias, “Çok endişeliyiz. 1,800 sınır muhafızı Meriç nehrine doğru yola çıktı. Ayrıca altı tekne de Meriç’e naklediliyor. Bu sayı 26’ya çıkacak. Meriç’i kilitlemeye çalışacağız. Yunanistan’ın yolgeçen hanı olmasına bir son vermeliyiz” dedi.

Yunanistan’da sınır muhafızları Polis Teşkilatı’na (ELAS) bağlı çalışıyor.

Olimpiyatlarda yarışacak ilk Türk sporcu

Perşembe, 26 Temmuz 2012

Milli okçu Begül Löklüoğlu, Londra Olimpiyatları açılış töreninden önce yayını doğrultacak olmanın heyecanını yaşıyor. Ama ‘Olimpiyat köyündeki Türk sporcular bile bizi tanımıyor.’ diye de yakınıyor.

Ebru Doğan

BBC Türkçe

2012 Olimpiyatları’nda açılışa saatler kala Londra, dünyanın bu en büyük spor olayı için kente gelen 10 binden fazla sporcuyu ve 500 bin kadar ziyaretçiyi ağırlamanın heyecanı içinde.

Açılış töreni yarın akşam TSİ 11:00′de. Olimpiyatlarda yarışacak ilk Türk sporcu ise açılışı beklemeden, sabahtan doğrultacak ok ve yayını.

Begül Löklüoğlu, Olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil eden tek okçu. Henüz 24 yaşında ve bu ilk olimpiyatı.

Teknik direktörü ve antrenörü Cumhur Yavaş ise daha önce iki kez katılmış olimpiyatlara.

Löklüoğlu ve Yavaş ile yarın yarışacakları, Londra’nın en ünlü stadyumlarından Lord’s Kriket Sahası’ndaki son idmanları sonrasında konuştuk.

BBC Türkçe: Heyecanlı mısınız?

Begül Löklüoğlu: İlk kez geldiğim için heyecanlıyım tabii. Ama bunun için çok çalıştım, o yüzden heyecanımı yatıştırmak zorundayım. Ama olimpiyat ortamını, olimpiyat köyünü, açılışı düşününce tabii insanın kalbi çarpıyor.

BBC Türkçe: Türkiye Milli Takımı’ndan yarışacak ilk sporcu olmanız da bu heyecana katkıda bulunuyor mu biraz?

BL: Tabii, ilk açılışı ben ve voleybol takımımız yapıyor. Diğer sporcu arkadaşlarım için belki örnek teşkil edebilirim; iyi başlarsam belki onlar da beni görüp daha iyi devam edebilirler diye düşünüyorum.

BBC Türkçe: Peki okçuluk neden erkenden, yarın akşamki açılış törenini bile beklemeden sabahtan başlıyor?

Cumhur Yavaş: Tabii okçuluk yarışmaları çok kısa sürmüyor. Tüm dünyadan 64 bayan, 64 erkek sporcu katılıyor. Bir de Dünya Okçuluk Federasyonu Başkanı bir Türk, Prof Dr Uğur Erdener…

BBC Türkçe: Aynı zamanda Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin de başkanı…

CY: Evet öyle. Daha önce bir konuşmasında paylaşmıştı: Olimpiyatlarda ilk verilen madalyalar unutulmaz. Biz Türkiye olarak takım yarışlarında yer alamıyoruz ama hemen ikinci gün takım yarışlarında madalyalar verilmeye başlanacak. Dolayısıyla bunun insanların üzerinde büyük bir etki yapacağını düşündüğünden dolayı, okçuluk erken başlıyor.

BBC Türkçe: Okçuluk Türkiye’de tanınan bir spor mu sizce?

BL: Yok, bizi hiç kimse tanımıyor. Şu anda biz Olimpiyat köyünde bütün branşlarla beraber kalıyoruz. Ve bizi hiç kimse tanımıyor. Biz onları tanıyoruz. Voleybolcuları, basketbolcuları, haltercileri, güreşçileri, hepsinin yarışmalarını izliyorum ben. Ama onlar bizi tanımıyor.

BBC Türkçe: Sporcular bile tanımıyorsa…

BL: Sporcular bile tanımıyorsa Türk halkının tanımaması çok normal.

BBC Türkçe: Nedir sebebi?

BL: Bilmiyorum, basın bizimle çok ilgilenmiyor; medyatik bir spor değiliz.

BBC Türkçe: Aslında güreş gibi bir ata sporu değil mi ok atmak?

BL: Öyle ama bizimle ilgilenmiyor basın, basına sormak lazım! (Gülüyor.)

CY: Aslında o kadar da değil. Tamam bir futbol, basketbol gibi olamaz. Ama sadece okçuluk değil, diğer branşlar da aynı şekilde. Ama eğer siz başarılı olursanız, insanlar ilgi gösteriyorlar. Biz geçtiğimiz dönemlerde iki defa, hem takım hem bireyselde maalesef bronz madalyayı kaçırdık. Bir puan farkla. Kazansaydık bugün farklı olurdu durum.

BBC Türkçe: Başarı demişken, Sidney Olimpiyatları’na 2000′de altı okçuyla katılmışız, 2004′te Atina’ya beş, 2008′de Pekin’e iki ve bu sefer bir okçumuz var. Nedir sebebi?

BL: Birincisi, sistemimiz değişti. Artık ya üç kişilik bir takımla katılabiliyorsunuz ya da bir kişi olarak. Önceden iki kişi, örneğin iki kadın da ayrı ayrı kota alabiliyordu. Şu anda bize ya takım olarak kota veriyorlar ya da bir kişi olarak; bir derken, bir bayan, bir erkek. Biz de takım olarak kota alamadığımızdan bir kişiye düştük.

CY: Begül’ün söylediği doğru. Bir de ben Türk okçuluğunu aşağıya gidiyor şeklinde söylemeyeceğim de dünyada artık okçuluk çok iyi yerlere geliyor. Dolayısıyla siz de yer kapmakta zorlanıyorsunuz.

BBC Türkçe: Biz bu söyleşiyi yapacağımızı Twitter’dan duyurduğumuzda, okurlarımızdan şöyle bir soru geldi: Gençleşme trendi var mı okçuluğumuzda? Gerçekten de eskiden farklı bir kadro varmış okçulukta, şimdi çok daha farklı bir kadro.

BL: Biz bir gençleşme süreci yaşadık, sonra bırakan sporcular tekrar döndü. Bizde geri dönüş daha kolay olduğu için dönebildiler. Şu anda gençleşme tam oldu diyemeyiz.

CY: Kesinlikle şu an gençleşme yönünde bir hareket var. Daha önce olimpiyatlara, şampiyonalara hep aynı arkadaşlar giderdi. Ama onların kapasitelerinin nerede olduğu üç aşağı, beş yukarı belli oldu. Sonuçta Okçuluk Federasyonu olarak biz yeni bir program yaptık. Ben orada yönetim kurulu üyesiyim. Kesinlikle şu anki milli kadromuzda da zaten sporcularımızın arasında yaşlı yok. Bizim erkek takımımız da genç. Begüm kuşağı yani. Begül 24 yaşında daha.

BBC Türkçe: Peki Begül siz söyleşinin başında ‘Çok çalıştım’ demiştiniz. Bir fikir verir misiniz, nasıl bir emek var bir Olimpiyat sporcusunun arkasında?

BL: Ben 11 yıldır okçuluk yapıyorum. Bu sene başından beri 10-12 tane kampa girmişimdir. Haftanın altı günü en az çalışıyoruz, bazen 7. gün de yarım gün çalıştığımız oluyor. Günde de en az 6,5-7 saat ok atıyoruz.

BBC Türkçe: Aynı zamanda beden eğitimi öğretmeni olduğunuzu okumuştum, ikisi beraber nasıl yürüyor?

BL: Açıkçası ben daha bu senenin başında atandım ama toplam 1 ay bile öğretmenlik yapamadım. Çünkü bu sene Olimpiyat senesi olduğundan kamplarımız daha sıktı. 10 günlük kampa giriyordum, iki gün aramız oluyordu oraya gidiyordum, geliyordum. Bazen de birtakım haklarımı kullanarak gitmiyordum.

BBC Türkçe: Olimpiyat köyünü nasıl buldunuz?

BL: Çok güzel!

BBC Türkçe: Biz Londra’dayız diye çekinmeyin, söyleyin olumsuzluklar varsa.

BL: Kötü birşey şu ana kadar görmedik. Ama Cumhur abi daha deneyimli olduğu için anlatıyordu; çok çeşit yemek var, çok büyük bloklar, çok geniş bir alana kurulmuş. Hala heyecanlandırıyor tabii beni orada bulunmak.

CY: Aslında organizasyon gerçekten güzel, şu ana kadar aksayan yönü yok. Sadece ulaşımda biraz sorun var. Örneğin biz buraya 1-1,5 saatte gelebiliyoruz köyden. Ama şu var, Londra’da yaşayan insanlar gerçekten çok büyük saygı duyuyorlar. Dün gerçekten çok şaşırdım. Burada trafiğin akışı soldan ya, herkes sol şerite geçmiş ve sağ şerit tamamen olimpiyat otobüslerine bırakılmış. Olimpiyat köyü gerçekten güzel dizayn edilmiş; konakladığımız odalarda ufak tefek eksiklikler var ama onları da hemen gönüllü arkadaşlar çözüyorlar.

BL: Evet gönüllüler çok hoşgörülüler, birşey isteyince hemen seferber oluyorlar. Çok güzel birşey bu.

CY: Bir de güvenlik çok iyi. Bu benim üçüncü olimpiyatım. Girişlerde çıkışlarda daha önceki yöntemler hep parmak iziydi. Şimdi daha önceden parmak izi alındığı için, bunu akreditasyon kartlarına yansıtmışlar. Barkod gibi okutup, hemen resminizi ekranda görebiliyorsunuz.

BBC Türkçe: Son soru, bunu da Türkçe öğretmeni olan bir okurumuz yöneltmemizi istedi size: Löklüoğlu ne demek?

BL: Babamın tarafı Yozgatlıymış. Yozgat’ın bir Lök köyü varmış, oradan geliyormuş.

Savaş dostları

Çarşamba, 25 Nisan 2012

Çanakkale Kara Savaşları’nın 97. Yıl Dönümü dolayısıyla, Gelibolu Yarımadası’ndaki Şehitler Abidesi, Fransız ve İngiliz anıtları ile 57. Alay Şehitliği’nde tören düzenlendi.

Güncelleme:25 Nisan 2012 03:41

Çanakkale Kara Savaşları’nın 97’nci yıldönümü nedeniyle Şehitler Abidesi, Morto Koyu’ndaki Fransız Anıtı, Seddülbahir köyündeki İngiliz Helles Anıtı ile Conkbayırı Mevkisi’ndeki 57’nci Alay Şehitliği’nde anma törenleri düzenlendi.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’ndaki Şehitler Abidesi’ndeki anma töreni, Çanakkale Savaşları’na katılan Türkiye, Avustralya, Yeni Zelanda, Bangladeş, Fransa, Almanya, Hindistan, Kanada, İrlanda, Pakistan ve İngiltere ülke çelenklerinin konulmasıyla başladı.

Bir Türk’e ilk Anzak nişanı

Çanakkale’de 2005-2011 yılları arasında vali yardımcısı olan Kocaeli’nin Başiskele Kaymakamı Ali Partal, Yeni Zelanda hükümetinden liyakat nişanı alan ilk Türk oldu. Yeni Zelanda Liyakat Nişanı’nı, Yeni Zelanda Savaş Gazileri İşleri Bakanı Nathan Guy’ın elinden alan Kaymakam Partal, tarihe geçmenin mutluluğunu yaşadı. Kolin Otel’de düzenlenen törende konuşan Bakan Guy, “Yeni Zelanda Liyakat Nişanı, Krallık ve Yeni Zelanda’ya övgüye değer hizmetlerde bulunmuş yahut itibar, yetenek, katkı veya farklı meziyetleriyle öne çıkmış kişilere verilir” dedi. Ali Partal da Türkiye ve Yeni Zelanda ikili ilişkilerine desteği ve bu yöndeki önemli hizmetleri nedeniyle Yeni Zelanda Liyakat Madalyası’na layık görülmesinin Türkiye adına bir gurur kaynağı olduğunu söyledi. Nathan Guy, ayrıca hazırlattığı bir çiçek buketini Partal’ın eşi Gülay Partal’a sunarak, “Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır” dedi.

Dostluk mesajları

Savaşta yaşamını yitiren askerler anısına saygı duruşunda bulunuldu, saygı atışı yapıldı. Savaşa katılan ülkelerin bayrakları, çalınan milli marşları eşliğinde göndere çekildi. Atatürk Anıtı ve Mehmetçik’in kahramanlığını anlatan rölyefler önündeki törene katılan ülke temsilcileri, atalarının savaştığı topraklardan tüm dünyaya dostluk mesajları verdi. Yeni Zelanda Savaş Gazileri İşleri Bakanı Nathan Guy, “Gelibolu’da hayatını kaybedenlerin anısı için Atatürk’ün şu dileğini içtenlikle yerine getirmek istiyoruz, ‘Yurtta sulh cihanda sulh’” diye konuştu.

Merakla beklenen törene Türk misafirperverliği

Bir süre önce Fransa Meclisi’nde gündeme gelen Ermeni yasa tasarısının ardından dün Fransız Anıtı’ndaki tören merakla bekleniyordu. Türk yetkililerin törene katılmama iddiaları gündeme gelmişti. Vali Güngör Azim Tuna, Fransız anıtındaki törende ev sahibi olarak yerini alarak Fransızlara misafirperverliğini gösterdi. Fransız Anıtı’nda düzenlenen törende de, savaşta yaşamını yitiren askerler için saygı duruşunda bulunuldu. Fransa Milli Marşı’nın ardından İstiklal Marşı okunduktan sonra tören sona erdi.

Türk pedofil Uganda’da asılabilir

Cumartesi, 31 Mart 2012

Uganda’da en az 50 kız çocuğunu taciz eden Türk öğretmen Emin Baro para cezasıyla serbest kalınca ülke ayaklandı. Baro tepkiler üzerine gözaltına alındı

Güncelleme:31 Mart 2012 03:10

Doğu Afrika ülkesi Uganda, reşit olmayan çocuklara para karşılığında oral seks yaptıran bir Türk öğretmenin hafif cezayla serbest bırakılmasına isyan etti. Daha önce Kenya’da 15 yaşındaki bir kız çocuğu ile ilişkiye girdiği için yakalanan Emin Baro bu kez Uganda’da ortaya çıktı.

Ülkede altı yıldır turist vizesiyle yaşayan Baro’nun bir internet kafede unuttuğu CD’nin içinden iki çocuğa oral seks yaptırırken çektiği görüntüler vardı. İnternet kafenin sahibi CD’yi bulup polise teslim edince korkunç gerçek ortaya çıktı. Soruşturmanın ardından Baro’nun çoğu 10 yaşın altında olmak üzere yaklaşık 50 kız çocuğunu cinsel açıdan istismar ettiği anlaşıldı.

4 bin lira cezayla kurtuluyordu

Savcılığın iddiasına göre Baro çocuklara 1 ila 4 TL’ye karşılık gelecek paralara oral seks yaptırıyordu. Çektiği görüntüleri sosyal medya sitelerindeki hesaplarında paylaşan Baro, CD’leri pedofil sitelerinde satışa çıkararak para da kazanıyordu. Uganda basınına göre Baro mahkemeye çıktığında suçunu kabul etti. Yargıcın “Baro mahkemenin vaktini almadığı için hoşgörülü davranmaya karar verdiğini” söyleyerek adama yalnızca 2 yıl hapis cezası veya 6 milyon Uganda şilini (4 bin 230 TL) ceza vermesi ise  tartışma yarattı. Baro tazminatı ödeyemeyince bir  geceliğine Luzira Hapishanesi’ne götürüldü. Ancak ertesi gün tazminatı ödemeyi başarıp serbest kaldı.

Yeni delil var, ölüm cezası alabilir

İki yıl cezayı az bulan muhalefet Baro serbest kalınca ayağa kalktı. Muhalefet, kanunlara göre Baro’nun 15 yıla kadar hapis cezası ile yargılanması gerektiğini söyledi. Olay halk arasında da büyük yankı buldu. Gazetelerin internet sitelerine, “Eski devlet başkanı İdi Amin zamanında olsa bu adam timsahlara yem olurdu”, “Beyaz adamlara neden hep kıyak geçiliyor. ABD’de bir siyah adam aynısını yapsa tek başına hücreye tıkılırdı. Bu adam 50 kızın hayatını mahvetti” gibi yorumlar bırakıldı. Baskılar karşısında dosyayı yeniden açan polis Baro’yu tekrar gözaltına aldı. Şimdi yetkililer ellerinde yeni deliller bulunduğunu ve Baro’nun ölüm cezası bile alabileceğini söylüyor. Baro’nun Yeni Zelanda ve Makedonya pasaportları da bulunuyor.

Almanyalı Türk, devleti suçluyor

Pazartesi, 26 Mart 2012

Yurt Dışı Türkler Başkanlığı ile Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi, Almanya’da yaşanan Neo-Nazi cinayetleri konusunda bu ülkedeki Türkler arasında araştırma yaptı.

Güncelleme:26 Mart 2012 05:18

Başbkanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Başkanlığı ile Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi, Almanya’da yaşanan Neo-Nazi cinayetleri konusunda bu ülkedeki Türkler arasında araştırma yaptı.

Araştırmaya katılan Türklerin yüzde 55’i, ırkçı cinayetleri işleyenlerin Alman devleti tarafından korunduğunu savunurken, sadece yüzde 21’i bu soruya “hayır” dedi. 1500 deneğe 36 soru yöneltilen araştırmaya katılanların yüzde 78’i tüm Alman toplumunun cinayetlerde sorumluluğu olmadığını söyledi.

Türklerin yüzde 60’ı Alman siyasetçilerin özür dileyerek konuyu kapatmaya çalıştıklarını, dünyayı ve Türkleri kandırarak konuyu örtbas etmek istediklerini öne sürdü. Deneklerin yüzde 73.8’i, olay sonrası hissettikleri için “korku-öfke-üzüntü” seçenekleri arasından “üzüntülüyü” seçti. Ayrıca yüzde 42, ırkçı cinayetlerin devam edeceğinden endişeli, ancak yüzde 77.3 Almanya’yı terketmeyi düşünmüyor.